Gül Muştusu II.
-Sezai Karakoç-
Köpüklü dağlardır denizin ucunda biten
Sallanarak karşıma dikilen
Eski çocuk gül gibi dağılıp gitti atlarda
Atlar kan çizgileri ufuklarda
Çocuklar
Tiftiklenmiş öyküler bahar akan mezarlarda
Genç ölmüşlerdir dedelerim
İlgim yok benim bu erken ağarmış saçlarla
Denizin düşüyüm ben karada
Lânetlenmiş bir öğle sıcağında
Kararmış bir düşüm ben
Güneşte yanmış bir gül sesi
Gün doğarken dama çarpan bir güvercin
Kerpiç taşıyarak gölgesini kısaltan
Ah yüzü kurumuş bir bağın çalı çırpısına dönmüş
Yaşlı kadınlar korosu
Sessiz bir yası yüzleriyle okuyanlar
Bir cihan savaşını
Matem tülbentinde damıtanlar
Benim kadınlarım
Konuşmamaları bile bir tarih olan
Evlerini örten budakların ötesinden
Bir çağırış bekleyenler
Ölen döner ve çağırır
Gülün açışı gibi
Bahar söylenmeğe başlar
Eriyen karlarla birlikte
Derken kır otun diliyle
Fısıldar bir dirilişi
Bir serçe mayıs sabahında
Tak tak vurur tahtaya
İhtiyar kadın
Bakar maşrabasmdaki soylu suya
Gök düşer aydın suya
Gök düşer evde uyuyan çocuğa
Kırağı ve çiğin altın arabasında
Çocuk birliktedir
Savaştan dönmeyen babasıyla
Büyükannenin eli bulutların içinde
En verimli duanın hasadını biçmede
Eski zamanlarda söylenmiş apaçık
Ama gelecek zamanlarda sırra dönüşen
Yüce erlerin sözlerinden
Sözlerin gençleşen hayallerinden
Kabarmış yeşil damarlı elleriyle
Alınyazısıyla döğmeli gül devşirmede
Araştırıyor gözleriyle kuşlukta biriken
Muştulu kader seslerini
Bir şey olacak biliyor ama ilerde
Aşağıda çarşıda ve şehirde
Tren yolunda lokomotiflerde
Hiç görmediği büyük şehirlerde
Bir şey olacak biliyor ama ilerde
Bağdat’ta Şam’da Kudüs’te
İsmini söyleyemediği
Söylenmesi âdeta yasak olan
Batı illerinde
Güneşin battığı yerlerde
Kaynayan bir cehennem gibi coşarak
Işıklı ve kutlu din topraklarını
Toza dumana ve kana boğan
O yerlerde
Ama şimdi bütün bunlar ilerde
Bahar gelmiş gülü zorlamada
Bulutun içinde gülün özü döğülmede
Sonra bir yağmurla
Ufak bir esintiyle
Dökülecek bahçelerin üstüne
Çocuğu olmayan kadınlar yarasına
Birebir bir merhemdir
Yıkılmış bir dünyayla
Kana boyanmış bir geçmiş zamanla
Yapılan bir dünya arasında
Acımasız mimarların
Ulu inşaat sesleri arasında
Değişen ne var
Baharla birlikte
Yoğurt peynir süt ve kuzu sesleri
Özü değişmemiş bir bereket gibi
Soylu fakirliğin bereketi olan
Geliyor benim eski zamanlardan kalma
İhtiyar kadınlarımın evine