Gül Muştusu I.
-Sezai Karakoç-
Bahar dediğin de ne
Bulutun içinde kaybolan kuş
Cihetsiz serçe sesleri
Duman ve buğu
Atardamarda bir kitap
Aşk uğruna yaralanmış bir Karacadağlının kucağımıza
yıkılışı: gül
Güllerin içine yağdığı
Bahar aydınlıklarının
Şeyhe yaklaşan bir mürit gibi
Doluşu bahçemize
Hani bir vakitler de ölmüştük
Leylâklar altından geçerken o sevilenler
Ve sen deli çocuk gül batıran torpido
Saat oymağını sürgün eden
Kızıl çiçeklerde dikenli bir İncil ezberleyen
Sonra müslüman olan çayırlar boyunca
Gözü ilişince dağ medüzalarına
Çapası dalınca vakit toprağına
Bulutların gerisinde bir ikindi atlası
Açıldıkça açılan mayasız ekmek gibi
Kızgın saclar üstünde
İçinde barındıran cümle insan ağrılarını
Kadın dediğin de ne
Kaybolan cihetsiz gençlik sesleri
Toprakla karılmış kadın ayakları da var hesapta
Sen de varsın hesapta
Üç mevsim ölsen de
Hiç olmazsa dirilirsin baharda
Şapka uçuran rüzgâr
Gözükür bir dağ ucunda
Göğsünü aç gül habercisi bu doğuluya
Gözle görünmez doğulu sabah rüzgârına
Sonra git kentin kır batı kapılarını
Kış kepenklerini parçala
Ölüyü dirilt yumurta kaynatır gibi bir tavada
Kabirleri yara yara
Ulaş toprağın ötesindeki
Gül lâmbasına
Dedenin yaktığı lâmbalar ki
Biriktirilmiş at terlerinden fitilleri
Hey bağrı at sağrısına yapışık doğan
At dediğin de ne
Baharda
Bulut içinde lâcivert bir gölge mi