Fincancı Katırları
-Mehmed Fuad Köprülü-
Bizim hoca pek meraklı;
Dere tepe demez, gezer;
Her şeye de erer aklı,
Rüzgârlardan hîle sezer.
Bazısı der: “Câhil, koftur.”
Yanlış, o bir filozoftur.
Bir yaz günü, sabah, erken
Hoca kırda geziyordu,
Yürüdü, yürüdü... derken
Karşıda koca bir ordu
Sessiz, ıssız, oldu peydâ,
Selvilikler arasında.
Sessiz, ıssız bir ordugâh;
Lâkin askerleri taştan.
Cüppeleri yeşil, siyah;
Fırlamış kavuklar baştan.
Hoca güldü: “Koca şaşkın,
Mezarlığı, bak, ne sandın!”
Hemen merakla yürüdü...
Girdi tenhâ mezarlığa.
Kalbini korku bürüdü:
Bakınırken sola, sağa
Eski bir çukura düştü;
Sanki o da gömülmüştü...
Hoca’nın karardı gözü;
– Eyvâh, dedi, ölmüşüm ben!
Hiç aklıma ölüm sözü
Gelir miydi dünyadayken!
Neredeyse, Münkir Nekir(1)
Âhiret suâline gelir!
Hoca kendi kendisine
Cevâbını hazırlarken,
Bir uzak kervan sesine
Kulağı kabarttı, birden.
O yüzlerce can sesini
Duydu, kesti nefesini.
Bir gürültü, bir kıyâmet,
Bağırmalar, çıngıraklar…
Hoca dedi: “Koptu âfet!
Çâre yok! kalkmalı nâçâr.
Kimse tutmadan kolumu,
Tutayım Sırat yolunu!”
Can havliyle, mezarlıktan
Fırladı yola, çırçıplak.
Birbirine girdi kervan,
Onu sandılar bir hortlak.(2)
Kimisi de cadı sandı,
Hemen yerlere kapandı…
Lâkin işin en fenâsı
Fincan katırları ürkek!
Bitti kervanın eşyası,
Zâten hepsi çanak çömlek,
Kırılmıştı tabak, kâse.
Kervancılar düştü ye’se!
Koşup Hoca’nın yanına
Yerden tutup kaldırdılar.
– Vurun mezar kaçkınına!..
Hortlaktır, dayaktan yılar!
Hoca bağırdı: – Aman,
Bu iş kıyametten yaman!
Her yerinde ağrı sızı
Geç vakit düştü evine.
Sanki kilitlenmiş ağzı,
O kadar sessizdi: – Yine
Sessiz sessiz geliş nerden?
– Hoca, neye sustun birden?
– Tâ âhirete gidip geldim!
– Aman söyle, ne haber var?
Hiç! Ben mezarı mı deldim
Yalnız çok aksi kervanlar.
Fincancı katırlarına
Rast gelmezsen, mutlu sana.